Kral eleştiriye açık, ancak kralcılar için de aynı durum söz konusu mu? Türkiye’deki fon krizi, yüz binlerce yatırımcının mağduriyetini aşarak siyasal ahlak tartışmasını da gündeme getirdi ve krizi eleştiren gazetecilere bazı iktidar destekçilerinin tepki göstermesiyle aidiyet ile ahlaki muhakeme ilişkisini görünür kıldı. Tartışma siyasal ahlaka uzandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 21 Ekim’deki AK Parti Grup Toplantısı’nda “soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var” dedi ve iyiliği tavsiye ve kötülükten sakındırma anlamındaki emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker ilkesine atıfla eleştirileri önemsediklerini belirtti. Mesajın çerçevesi açıktı.
Sosyal Kimlik Kuramı’na göre bireyler gruplarını benlik değerinin parçası görür ve grubun eleştirilmesini kişisel saldırı gibi algılayabilir. Yanlılık burada belirleyici olur. İç grup yanlılığıyla insanlar kendi gruplarını daha hoşgörülü yargılarken Albert Bandura’nın ahlaki çözülme kavramına göre birey, grup çıkarı söz konusu olduğunda yanlışı yeniden yorumlayabilir. Bu mekanizmalar tüm siyasal kimliklerde görülür.
Ekim 2026’da Proceedings of the Royal Society B’de yayımlanan Lucas Molleman ve arkadaşlarının araştırmasına göre, başkalarının kural ihlallerini gözlemlemek kendi ihlallerini artırabiliyor ve bu etki ortak siyasal kimlikte güçleniyor. Doğrudan eşitlemek mümkün değil. Deneysel ihlaller doğrudan siyasal yolsuzlukla eşitlenemese de sürekli gerekçelendirilen yanlışların zamanla ahlaki ölçütleri de değiştirebildiği belirtiliyor.
Neden önemli
Fon krizinin yankıları artık yalnızca yatırımcıların zararını değil, eleştirinin kamusal alanda nasıl karşılandığını da izlemeyi gerektiriyor; bu haliyle gelişme mağdurlar kadar siyasal iletişimi ve medyayı takip eden okuru da ilgilendiriyor. Erdoğan’ın sorgulayan bir tabana sahip olduklarına dair vurgusu ile bazı destekçilerin krizi haberleştiren gazetecilere gösterdiği tepki arasındaki mesafe, lider söyleminin taban davranışına ne ölçüde yansıdığı sorusunu açık bırakıyor. Aktarılan psikoloji araştırmaları bu mesafenin tek bir kampa özgü olmadığını, ortak siyasal kimlik altında kural ihlallerini gözlemlemenin benzer davranışları besleyebildiğini ve sürekli gerekçelendirilen yanlışların ahlaki ölçütleri zamanla değiştirebildiğini gösteriyor. Dolayısıyla tartışma, benzer krizlerde hesap verebilirliğin nasıl işleyeceğine dair daha geniş bir soruya kapı aralıyor.