Son 500 yılda çatışmaların merkezinde karalar yer alırken okyanuslar büyük ölçüde devlet egemenliğinin dışında kaldı. Denizlere hâkim olma girişimleri başarısız oldu; Soğuk Savaş’ta ABD ve Sovyetler Birliği de okyanus rekabetinden kaçındı. Hükümetler, seyrüsefer özgürlüğünü güvenceye alan anlaşma ve kurumlarda uzlaştı; kıyı devletlerine karasuları ve münhasır ekonomik bölge tanındı.
Chicago Üniversitesi’nden siyaset bilimi profesörü Michael Albertus, Foreign Affairs’deki analizinde bu sistemin çökmekte olduğunu savunuyor; Husilerin Bab el-Mendeb’de deniz trafiğini aksatmasını ve Hürmüz çevresindeki çatışmayı örnek gösteriyor. ABD Başkanı Trump temmuzda Hürmüz geçişlerinde ücret talebini gündeme getirip geri adım attı. Rusya Arktik’te kontrolünü artırırken Çin Güney Çin Denizi’nde yapay adalar inşa ediyor; ABD deniz tabanlarında nüfuzunu genişletiyor, birçok ülke nadir mineral çıkarmaya hazırlanıyor.
Albertus, “The Return of Conquest” adlı kitabında okyanusların bölüşülmesinin dünyayı daha yoksul ve tehlikeli kılacağını, küresel ticaretin tehdit altına gireceğini belirtiyor. İran’ın Hürmüz’de geçiş ücreti niyetinin ardından Endonezya Maliye Bakanı Malakka’da benzer adımı ima edip geri adım attı; bu boğazdan deniz yoluyla taşınan petrol arzının yüzde 29’u geçiyor. Çin, 2016 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi kararını dikkate almıyor; Rusya ise denizaltı kablolarını kesme şüphesiyle karşı karşıya.
Neden önemli
Yüzyıllardır devlet egemenliğinin dışında kalan okyanusların yeniden nüfuz mücadelesine sahne olması, küresel ticaretin dayandığı en temel güvenceyi sarsıyor. Deniz yoluyla taşınan enerjinin büyük bölümü birkaç dar boğazdan geçtiği için bu hatlardaki her kural değişikliği, enerji ithalatçısı ülkelerden nakliye sektörüne uzanan geniş bir kesimin maliyet ve güvenlik hesaplarını doğrudan etkiliyor. Hürmüz ve Malakka’da dile getirilip geri çekilen geçiş ücreti önerileri, bu fikrin artık kamuoyu önünde test edilebildiğini ortaya koyuyor. Yapay ada inşası, deniz tabanı madenciliği yarışı ve denizaltı kablolarına yönelik şüpheler de kuralların bağlayıcılığının zayıfladığına dair işaretleri çoğaltıyor. Açık kalan soru, uzun uzlaşılarla kurulan bu düzenin onarılıp onarılamayacağı.