İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin amblem ve flamasında yer alan dört ilke hürriyet, adalet, müsavat ve uhuvvetti. Bu prensipler tüm Osmanlı vatandaşları için öngörülmüş; Jön Türkler, 27-29 Aralık 1907’de Paris’te düzenledikleri Osmanlı Muhalefet Kongresi’ne Ermeni Taşnaksutyun Komitesi’ni de davet etmişti. Ancak cemiyet, 31 Mart Olayı’nı fırsata çevirerek Sultan Abdülhamid’in istibdadına karşı kurduğu iktidarın ardından tedhişe dayalı başka bir istibdat oluşturdu.
Mustafa Kemal, Millî Mücadele’nin başlangıcında din adamlarının desteğini aldı. 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’nin açılışında, vatanın, milletin, saltanat ve hilafet makamının korunması için dinî ifadeler içeren bir dua yaptı. TBMM’nin açılışı öncesinde yayımlanan 21 Nisan 336 (1920) tarihli genelgede ise 23 Nisan’da Cuma namazı sonrası Meclis’in açılacağı, Hacı Bayram-ı Veli Cami-i Şerifi’nde namaz kılınacağı, sakal-ı şerif ve Kutsal Sancak’ın taşınacağı, kurban kesileceği, vilayetlerde hatimler ile Buharî-i Şerif okunacağı ve padişah için dua edileceği bildirildi.
Neden önemli
Metin, İttihat ve Terakki’nin siyasal programında yer alan evrensel vatandaşlık ilkeleriyle iktidar pratiği arasındaki gerilimi aynı tarihsel çerçevede görünür kılıyor. Bu karşılaştırma, bir hareketin ilan ettiği değerlerin yönetim anlayışına nasıl yansıdığı sorusunu gündeme getiriyor. Millî Mücadele dönemine ilişkin belgeler ise dinî sembol ve kurumların, dönemin siyasal meşruiyet arayışında kullanılan unsurlar arasında bulunduğunu gösteriyor. Böylece konu yalnızca İttihat ve Terakki ya da Mustafa Kemal’in tutumlarıyla sınırlı kalmıyor; Osmanlı’dan Millî Mücadele’ye uzanan süreçte iktidar, toplum desteği ve meşruiyet arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu anlamak isteyenleri de ilgilendiriyor. Ancak bu belgeler, sonraki dönemlerde bu yaklaşımın nasıl değiştiği sorusunu tek başına yanıtlamıyor.