Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen cemaat hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklamasında, Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’nın soruşturmanın bir cemaate değil, kişilerce işlendiği iddia edilen suçlara yönelik olduğu yönündeki açıklamalarına güvendiğini belirtti. Ancak soruşturma sürecinde Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı uygulamalar bulunduğunu savundu.
Soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesine uyulması gerektiğini vurgulayan Arınç, sosyal medya ve bazı basın organlarında kişilerin yargısız infaza maruz bırakıldığını söyledi. Suçlamalara göre delil aranmasını “fevkalade yanlış” bulan Arınç, cemaat ve tarikatların sosyolojik yapılar olduğunu ifade etti.
Arınç, cemaat mensubu olmadığını belirtirken, oluşumun mensuplarıyla geçmişten gelen dostane ilişkileri bulunduğunu ve 2011 seçimleri sırasında Ahmet Arif Denizolgun ile AK Parti Genel Başkanı’nın bilgisi dahilinde üç-dört kez görüştüğünü aktardı. Hukuka aykırı eylemler tespit edilmesi halinde ilgili kişilerin yargılanması gerektiğini söyledi.
Neden önemli
Açıklama, soruşturmanın kapsamı konusunda siyasi makamların çizdiği çerçeve ile yürütülme biçimine ilişkin hukuki itirazların aynı anda gündemde olduğunu gösteriyor. Bu ayrım, soruşturmanın bir topluluğun tamamına yönelip yönelmediği kadar, kişisel sorumluluğun hangi delillerle ve hangi usuller izlenerek belirleneceği sorusunu da öne çıkarıyor. Gizlilik ve masumiyet karinesi vurgusu, sosyal medya ve basındaki suçlayıcı yayınların yargı sürecini etkileyebileceği endişesine işaret ediyor. Arınç’ın geçmişteki temaslarını açıklaması ise kamuoyundaki olası ilişki iddialarına karşı kişisel konumunu netleştirme amacı taşıyor; buna rağmen soruşturmanın hangi somut eylemler ve deliller üzerinden ilerlediği, açıklamanın ardından da açık kalan temel konu olarak duruyor.