İçeriğe geç
Türkçe
FikirPilot içeriği

Ortada işlemeyen bir sistem söz konusu; bu durum şiddetin sürekli olarak daha fazla beslenmesine ve büyümesine yol açıyor

Güncellendi: 10.10.2026 · 2 dk okuma · 275 kelime

Yayımlandı: · Haber bize ulaştı: · İşlenme süresi: 1 sa 26 dk

Ortada işlemeyen bir sistem söz konusu; bu durum şiddetin sürekli olarak daha fazla beslenmesine ve büyümesine yol açıyor
Sisli bir sokakta kadın siluetleri

Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik, Independent Türkçe’den Zeynep Karaca’nın sorularını yanıtladı. Kaygı, Hiçbir Şey Normal Değil ve Cadı Üçlemesi gibi yapımlarında hafıza, şiddet ve kadın mücadelesini ele alan Özçelik, kadınları koruyamayan sistemin şiddeti beslediğini söyledi.

Kadınların şiddet karşısında yalnız bırakıldığını, duyulmadığını ve görülmediğini belirten Özçelik, kadına yönelik şiddetin yalnızca Ortadoğu ya da üçüncü dünya ülkelerine özgü olmadığını; İsveç’te de Amerika’da da bulunduğunu ve arttığını vurguladı. Kadın dayanışmasının önemine işaret eden yönetmen, kadınların görünmeyen mücadelesini “Bir işgalin içindeyiz” sözleriyle anlattı.

Toplumun “hafızasızlığı”nı çok fazla olay yaşanmasıyla açıklayan Özçelik, beynin bunca travma, katliam ve kaybı kaldıramayabileceğini dile getirdi. Hayatta kalabilmek için küçük duraklara ihtiyaç duyulduğunu, ancak hiçbir şeyin unutulmaması gerektiğini ifade etti. Hafıza Merkezi’nin arşivsel çalışmalarını değerli bulduğunu, Kaygı döneminde “Unutmak mı, hatırlamak mı?” başlıklı ortak bir etkinlik yaptıklarını aktardı.

Özçelik, ilk uzun metraj senaryosunun doğup büyüdüğü Karadeniz’de geçen bir hikâye olduğunu; sinemacının iyi bilmediği konuda film yapmasının dürüst bir sinema olmadığına inandığını söyledi. İstanbul’un ve ülkenin değişimiyle bu hikâyeden uzaklaştığını, kentsel dönüşümün unutturmadaki etkisinin çok güçlü olduğunu belirtti.

Neden önemli

Bu söyleşi, kadına yönelik şiddeti yalnızca belirli coğrafyaların sorunu olarak gören yaygın yaklaşımı sorgulamasıyla ayrışıyor; Özçelik’in İsveç ve Amerika örnekleri, sorunun gelişmişlik düzeyinden bağımsız, sistemsel bir boyutu olduğunu hatırlatıyor. Sinemayı hafıza çalışmasının bir parçası olarak konumlandırması, sanatçıların toplumsal travmalar karşısındaki rolünü de tartışmaya açıyor. Kentsel dönüşüm ile unutturma arasında kurduğu bağ, şehirlerin fiziksel değişiminin kolektif belleği nasıl aşındırdığına dair az konuşulan bir soruyu gündeme getiriyor. Hafıza Merkezi ile yapılan ortak çalışma ise arşivlemenin ve hatırlamanın aktif bir mücadele biçimi olarak görüldüğünü gösteriyor. Söyleşi, kadın dayanışmasının ve sanatsal tanıklığın şiddetle mücadelede ne ölçüde karşılık bulduğu sorusunu ise açık bırakıyor.

Kaynak: Independent Türkçe