İlk meyve yiyen dinozor keşfedildi: “Cehennem tavuğu”. ABD ve Kanadalı bilim insanları, yaptıkları ve Nature Communications’ta yayımlanan araştırmada, meyveyle beslendiği düşünülen ilk dinozor türünü tanımladı. Infernogallus jamesi adlı türün fosilleri, ABD’deki Hell Creek formasyonunda 2011’de bulunmuştu. Latince “cehennem tavuğu” anlamına gelen isim, bulunduğu yere ve görünüşüne gönderme yapıyor.
Kuyruğu dışında iskeleti eksiksizdi. Yaklaşık 12 kilogram ağırlığındaki ve 1,5 metre boyundaki dinozor, dişsiz gagası nedeniyle Caenagnathidae grubuna dahil edildi. Türün yüz kemikleri bilgisayarlı tomografiyle incelendi. Analizler, hayvanın kemik ezmeye uygun ısırma gücüne sahip olmadığını, buna karşılık meyve gibi yumuşak bitkileri çiğnemeye uygun güçlü çene kasları ve çeneyi öne kaydıran hareketli bir eklem geliştirdiğini ortaya koydu. Gaga da işlevseldi. Gagasındaki çıkıntı ve olukların meyveleri ezip parçalamaya yaradığı tahmin ediliyor.
Stony Brook Üniversitesi’nden başyazar Greg Funston, bu üç adaptasyonun günümüzde hiçbir hayvanda bir arada bulunmadığını belirtti. Yaklaşık 66 milyon yıl önce yaşayan türün böğürtlen, şeftali ve kiraz benzeri meyveler yediği ve tohumların yayılmasına katkı sağlamış olabileceği düşünülüyor. Tür, yaklaşık 66 milyon yıl önce yaşadı.
Neden önemli
Bu keşfin önemi, dinozorların beslenme haritasında boş bir sayfayı doldurması: meyveyle beslenme ilk kez bir dinozor türünde fosil kanıtlarıyla desteklenmiş oldu. Dişsiz bir hayvanın ne yediği doğrudan iz bırakmadığı için çene kaslarının ve eklem hareketinin tomografiyle yeniden inşa edilmesi, kemiklerden davranış okuma yöntemlerinin kapsamını genişletiyor. Üç adaptasyonun günümüzde yaşayan hiçbir hayvanda bir arada bulunmaması, bu türün tanıdık örneklere benzetilerek tam açıklanamayacağı anlamına geliyor. Tohumların yayılmasına olası katkısı ise dinozorlarla meyveli bitkiler arasında karşılıklı bir ekolojik ilişki ihtimalini ortaya koyuyor ve bu etkileşimin ne kadar yaygın olduğu sorusunu açık bırakıyor. Fosillerin 2011’de bulunup türün ancak şimdi tanımlanması, koleksiyonlardaki başka buluntuların da benzer analizlerle yeniden değerlendirilebileceğini düşündürüyor.